Aynasal Yansıma
Cilde ulaşan ışık iki şeyden birini yapar. Bir kısmı en dış filmden ayna açısıyla seker ve hiç içeri girmez; aynasal kısım budur, cilt hakkında bilgi taşımaz. Odayı aydınlatan neyse onun rengidir. Geri kalanı içeri girer, hücrelerin arasında saçılır ve cildin kendi rengini taşıyarak geri çıkar. Yayınık kısım budur; cildi boya gibi değil cilt gibi gösteren de odur.
Kusursuz düz bir yüzey aynasal kısmı tek bir parlak leke olarak geri verir. Cilt düz değildir: ince kabartısı o lekeyi binlerce küçük parıltıya böler ve göz bu alanı sağlıklı bir ışıltı diye okur. Sebum, ter, ağır bir yağ ya da oklüzif bir film kabartıyı düzler ve parıltıları yeniden tek bir büyük parıltıda birleştirir. Tek büyük parıltıya yağlı parlaklık deriz.
Yani ışıltıyla yağlılık arasındaki fark yansıyan ışığın miktarı değil ölçeğidir. Matlaştırıcı pudralar aynasal ışığın bütün hâlinde yansımasına izin vermek yerine onu dağıtır; strobing için satılan bir ürün aynı fizikle bilerek tersini yapar.
Öncesi–sonrası fotoğraflarının bu kadar kolay yönlendirilmesinin sebebi de budur. Lambayı kaydırın ya da aynasal kısmı tamamen kaldıran bir polarize filtre koyun; aynı yüz, hiçbir şey değişmemişken ıslak ya da mat, pürüzlü ya da düz gösterilebilir.